| |||||||||||
| Anasayfa | DISK'e bagli Sendikalar | Iletisim | Sendikamizdan | Yasal Uyari | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||
AramaEn Çok Okunan Haberler
|
Çalismaya Geldik Ölmeye Degil-Fuat ERCAN-281008Sendika.org 28 Ekim 2006, Cumartesi-Fuat ERCAN
Anne Feeney'in Amerika isçi sinifinin ortak kültürünü dile getiren çalismalarini günümüze aktarirken seslendirdigi parçalardan birinde "buraya çalismaya geldik ölmeye degil" diyor. Son zamanlarda Türkiye'ye iliskin cosku ve heyecan dolu haberleri dinlemeye alismis ve bu anlamda da sistemin genel kamu oyu olusturma ve kodlama sistemine batmis dünyasinda öne çikan haberler, Türkiye'nin nasil büyüme oranlarinin arttirdigi, ihracatimizin arttigi ve dahasi üretkenligin, verimliligin arttigi yönünde iken, ve dahasi muhalif oldugunu düsünen kesimler üretken sermaye ya da aktivitelerin yeteri kadar artmadigi yönünde dert yanan teorileri orta yere saçarken, Evrensel gibi akintiya karsi olan gazetelerde diyemeyecegim sadece gazetemizde Arzu Sarpkaya'nin "Ford önce sakat birakiyor sonra kapi önüne koyuyor" baslikli bir haberle karsilasiyoruz. Ya da çok az sayida insan karsilasiyor. Büyüme, ihracat artisi ya da daha özel de bilmem hangi holding ya da firmanin muazzam büyüme rakamlari agzi sulanarak aktaran sistemin bilgi/haber bekçileri, çalismaya giderken ÖLEN,çalisma sürecinde meslek hastaliklari ile bogusan insanlari sistemin dogal sonuçlari olarak içsellestiriyor veya daha da kötüsü bunu bile yapamiyor. Emek=ugras+dogum sancisi Emek kelimesi kök olarak "ugras" demektir. Fiziksel olarak agir yük altinda aci çekmek, dogum acisi çekmek, aci çekerken zorlanmak anlamina geliyor. Bu anlamda "ugras" içinde olan ya da ugrasmak zorunda olanlar, erken tarihsel dönemlerden günümüze statü olarak pek fazla dikkate alinmazlar. Oysa kapitalizmin dogum sancilari çektigi tarihsel dönemlerde "bütün zenginligin emek tarafindan yaratildigi" ifade edilmisti. Bu gün liberaller tarafindan göklere çikartilan A. Smith'den D. Ricardo'ya tüm zenginligin temel kaynagi olarak emek gösterilmisti. Ama Smith ya da Ricardo'nun isaret etmedigi bir sey vardi, bu ise tüm üretim araçlari ve kendi kendini ayakta tutma kosullarindan kopartilan toplumun büyük bir kesimi, ancak ve ancak emek-güçlerini satarak ayakta kalabilecekleri ve emek-güçleri ile toplumsal zenginligi yaratan kesimler, yani dogum sancisi çeken kesimler ayakta kalmak için tek bir çareleri var. Bu çare ise çalismak. Kapitalist toplum bu anlamda üretim araçlarini ellerinde bulunduran ve bu yüzden bir sifat olarak isveren olma gibi olumluluga referans ile tanimlarken, emek-gücünü satarak ayakta kalmak zorunda olan kesimler ise isverenlerin dünyasina teslim oluyorlar. Isverenler: ekmek kapilari [mi?] Bu teslim olma ya da dile içkin olan isveren ifadesini Can Dündar'in Milliyet Gazetesi'nde ya da daha sonra yayinladigi kitabinda, yillarin verdigi uzmanlik ile artik canimizi sikan Mehmet Ali Brand'in popüler ve yer yer anlamadigim kadariyla liberal sol kültür dünyasi da kabul gören ve Yesilçam'in o güzelim duygusal ve romantik ifadelerini ödünç olan Vehbi Koç'un ölüm yil dönümüne gelen günlerde yayinlanan TV belgeselinde, Vehbi Koç'un nasil büyüleyici bir isi basardiklari ve dahasi nasil binlerce insana ekmek kapisi yarattiklarini ballandira ballandira anlattilar. Kim kimin ekmek kapisi, sanki Vehbi Koç sabah aksam tutumluluk yaparak tüm bu sahip olduklari mülk ve sermayeye sahip oldular. Koç'un ölümünde Koç için övgüler düzen tüm bu sermayenin organik aydinlari, sermaye yaratim sürecinde tek çareleri emeklerini emek piyasasina sunan insanlarin yasadiklari o acimasiz is, üretim süreci, ve emek süreci hakkinda tek kelime dile getirmezler. Yok yok burada haksizlik ettim, bu konuda isletme dil ve dünyasini içsellestiren ve artik burada kötü kelimeler kullanmamak için bir sifat ile tanimlamayacagim kesimler isçilerin nitelikleri ve dahasi verimliligi üzerine son zamanlarda epeyce laf etmeye basladilar. TUSIAD'in hazirladigi istihdam, büyüme ve egitim raporlarina bakin, TOBB'un çalismalarina ama daha da kötüsü YÖK'un çok degerli hocalarinin hazirladigi Strateji raporuna bakin. Bu raporlar isçilerden, her gün üretim-is sürecinde dogum sancilari çeken ya da emek piyasasina girecek yeni insanlar için, daha fazla etkin ve daha verimli olursunuz sorusunu soruyorlar. Öyle ya rekabet var. Öyle ya verimli ve kaliteli ürünler üretmemiz gerekiyor. Hepimiz ayni gemide miyiz? Hepimiz ayni gemideyiz, ama gemideki birileri ihracat edebilmek için "daha az girdi ile daha hizli ve daha az maliyetli üretim yapmasi gerekiyor." Bu ülkenin büyüme rakamlarinda yüzde 6, 5 7, yüzde 8 büyüme , ya da ihracatta artis, ya da sermaye piyasasinda holdinglerin hisselerinde bilmem günlük ne kadar artis anlamina gelecek. Bu artis boyali burjuva basininda boy boy ve renkli sözcüklerle ifade dilecek. Ama diger yandan Evrensel Gazetesi'nde "Bunu hak etmedim" basliginda yayinlanan ve Aytekin Aybakan'in durumunu, açmazini herhangi bir gazetede göremezsiniz. Oysa verimlilik, rekabet ve daha nitelikli emege duyulan ihtiyaci israrla gözeten sistemin organik aydinlari su öyküye kulak vermeyeceklerdir: "Isten atilan isçilerden Aytekin Aybakan, Pirelli'de 12 yildir çalisiyordu. Evli ve bir çocuk babasi Aybakan, seker hastasi. 8 yildir tedavi gördügünü ifade eden Aybakan, "Pisirme bölümünde çalisiyordum. Ben stresten, isin agirligindan dolayi hasta oldum. Fabrikada zamanla yarisiyorduk. Belli bir sayi veriyorlardi ve bizden bu sayida üretim yapmamizi istiyorlardi. Bir gün çalisirken gece saat 01.00'da sekerim birden 400-500'ü buldu. Sonra dogru hastaneye" diye konustu." Patronun kendisini çalisirken rahatsiz oldugu için isten attigini anlatti Aybakan'in isten atilmasi oldukça kötü olmakla birlikte daha kötü durumlarin oldugunu isaret etmemiz gerekiyor. Bu durum ise her geçen gün sayisi artan is kazalari yada meslek hastaliklaridir. Hiç kuskusuz bu sadece bizim ülke için geçerli degil,i ama bazi sektörlerde dünya ölçeginde ikinci oldugumuzu biliyoruz (madencilikte bu basarimiz anilmayacak kadar kötü). Dikkatsizlik mi? Türkiye'de sermayenin kendi sinifsal çikarlarini en çok dile getiren TISK'in is kazalari üzerine yaptigi bir çalismasinda, Türkiye'de kazalarin genellikle pazartesi gerçeklestigini ve bunun temel nedeni ise isçilerin gereken dikkati göstermedikleri yönünde bireysel bir nedene bagliyorlar. Oysa sermayelerin ya da firmalarin her geçen gün hedeflerini daha bir arttirmalari yani aç gözlü sermaye biriktirme hirsi hiç ama hiç göz önüne alinmiyor. Vehbi Koç insanlarin ekmek kapisi olarak tanimliyor, ama ekmek kapisinda ölenler sadece dikkatsizliklerinden dolayi ölüyorlar. Bu konuda belki baska bir yorum daha yapilabilir. Bu yorumu da isçi ile isçinin emek gücü arasinda ayrim yapan Karl Marx'in erken dönem çalismasindan alabiliriz. Meslek hastaliklari ya da is kazalari ile karsilasan ya da is bulamayan isçi Fatma, Ahmet, Mehmet, Yüksel, isgücünü sermayeye sunmadigi ya da sunamadigi için sistem açisindan pek de dikkate alinmazlar. K.Marx'in 1844 El Yazmalari'nda isaret ettigi gibi "Ekonomi politigin, (bu gün için iktisat ve sistemin mesrulastirilmasinda etkin islevler üstlenen medya yildizi iktisatçilari) proleteri (isçiyi), yani ne sermayesi ne de toprak ranti olan, sadece emekle ve tek yanli ve soyut emekle yasayan kisiyi, ancak isçi olarak göz önünde tuttugu kendiliginden anlasilir." Marx'in daha sonra emek ile emek gücü ayrimina tekabül edecek olan bu ifadesi, emekçi ile onun degisim degeri haline dönüsen emek-gücü arasindaki ayrim, meslek hastaliklari ve is kazalari için yeniden düsünmeye çagrili bir açiklamayi beraberinde getirir: "Öyleyse ekonomi politik, ilke olarak, onun tipki herhangi bir beygir gibi ancak çalisabilecek kadar kazanmasi gerektigini tanitlayabilir. Onu çalismadigi zamanda, insan olarak düsünmez, bu özeni ceza mahkemelerine, hekimlere, dine, istatistik tablolarina, siyasete ve dilenciler çavusuna birakir". (K.Marx, El Yazmalari, sayfa 105). Is kazalari yada meslek hastaliklari söz konusu olunca, artik çalisamayacagi için, sorun sermayeden hizla hekime yada is kazalarina ait istatistiklerine havale edilir. Isçi sinifinin gerek üretkenligi ve gerekse mücadeleler sonucu elde ettigi sosyal güvenlik mekanizmalari maliyetli görüldügü ölçüde degistirildigi için, bu tarz is kazalari ya da meslek hastaliklarinin sonuçlarini gidermede artik sosyal bir paylasima degil, kisinin daha önceki performans ve birikimine havale edilme yönünde düzenlemeler gerçeklestiriliyor. Türkiye'de palazlanan ve Türkiye kosullarinda kurallarini koyan sermaye gruplari ne zamanki sinirlari asmak istediler ayni zamanda sinirlari asmaya yetecek kadar sermaye birikimine susadilar. Iste tam bu susama yada susama zamanlari, ayni zamanda isçilerin daha fazla kapasite kullanimi, daha yogun çalisma ve daha çok is kazasi ve daha fazla ölüm ile yüzlesmelerine neden oldu. Yine isçi, emekçiden yana olan Evrensel'den bir haber "Patronlar hedefi ikiye katliyor": 130 bin araç üretimi gerçeklestiren Tofas, bu sayiyi 2007'nin ikinci yarisinda 300 bin adede çikarmayi hedefliyor. Ihracat rakamlarinda da önemli gelisme kaydeden Tofas, ürettigi Fiat Doblo markasini 2005'te dis piyasada 73 bin 469, iç piyasada 38 bin 509 adet olmak üzere toplam 111 bin 987 adet satti. Üretimini tam kapasiteye çikaracak olan Tofas, yan sanayide de önemli oranda istihdam artisini yaratacaktir. Oyak Renault ise 2005'te 179 bin 669 otomobil, 96 bin 358 motor ve 141 bin 150 vites kutusu üretimi gerçeklestirdi. Renault'un 2005'te 700 bin araç sayisini astigi söyleniyor." Evrensel'in bu haberi bir çok gazetede bulunabilir. Ama ayni haberin devaminda isaret edilen "Günlük yaklasik bin araç üretimi gerçeklestiren Renault'a, çalisma kosullari da giderek zorlasiyor" ifadesini o gazetelerde ve ya gazetelerde yazanlarin konusmalarinda, yazilarinda bulamazsiniz. Üretim artiyor; ama.... Bu zorluk içinde isaret edilmesi gereken bir sey varsa o da "isçilerin önemli bölümünün çalisma yasamlarinda ibaret, kemer gibi is güvenligi için zorunlu olan ekipmanlarla hiç tanismamis olmalaradir. Sermaye ya da isverenler tarafindan kayip zaman olarak degerlendirildigi için herhangi bir is güvenligi egitiminden geçmeden ise basliyorlar. Maliyetleri artirdigi için doktor ve revir bulundurmasi gereken çogu isyerinde bunlar kagit üstünde var görünse de gerçekte yok. En önemlisi de saatlerce açligin ve yorgunlugun etkisi altinda çalisan isçiler yeterince dinlemedikleri için ise yogunlasmakta zorluk çekiyorlar ve kazalara kurban gidiyorlar." Is kazasi ve meslek hastaliklari konusunda bazi sektörler Türkiye'de öncü konumundalar, madencilik böyle bir sektör. Ama baska sektörlerimiz de var. Örnek olarak tersaneler: "Isçilerin anlattiklari patronlarin cinayet filmlerinde görülen cinsten entrikalar pesinde kostuklarini gösteriyor. Isçiler hemen her gün yasadiklari bu tür olaylardan bazilarini söyle aktariyorlar: "Ölen birçok arkadasimizin cesetlerine kask, kemer ve çelik uçlu ayakkabi giydirildikten sonra tutanak için savciliga haber verildi. Bir arkadasimiz gemiden denize düstü, dalgiçlar düsen arkadasimizi ararken alti ay önce ayni gemiden düsüp ölen bir baska isçinin cesedini çikardilar. Bu isçinin 6 ay önce düstügünden kimsenin haberi yok. Çünkü yüzde 80'imizin kaydi yok. 15-20 bin isçinin 2 bini kadrolu, geri kalanlar taserona bagli kayit disi ve yevmiyeli olarak çalistiriliyor." Sonuç olarak bir noktadan sonra ise giden insanlarin ayni zamanda ölüme gittigini ifade etmemiz gerekiyor. Sermayesini üretim sürecine aktaran KOÇ ve benzeri insan ve gruplar belki de daha çok insana is ve ekmek kapisi (!) yaratmak için yattirdigi sermayenin daha hizli geri elinde dönmesi gerekiyor. Günlük yasamimizda karsilastigimiz HIZ faktörü üretim sürecinde daha acimasiz isliyor. Yaratilan sermayeyi daha hizli eline geçmesini isteyen sermayedar için is sürecinde islerin daha da hizlanmasi gerekiyor. HIZ. Mekan ile zamanin acimasiz karsilasmasi üretim sürecinde is kazasi ve ölüm anlamina geliyor. Asiri hiz! Hiz konusunu söyle anlatiyor genç bir isçi: "Bir gün makinenin hizini öyle bir artirmislardi ki herkes kosarak çalisiyordu. Etrafima bir baktim sinirden gülmeye basladim. 'Bu ne dedim.' Ama kendi kendime. Hiç kimse itiraz etmedi. Hizi artiran ustabaslari halimize aciyip kendileri kistilar sonunda." Bu çalismanin sonucu söyle: Çogunlukta bel ve boyun fitigi var. Kablo takmaktan eller yara bere içinde. Yüze 80'i sinir hapi kullaniyor. Kollarda kemik çikmalari, asiri gerginlikten lif yirtilmalari, bacaklarda varis meydana geliyor. Mide kramplari cabasi... "Hastaneye gittim. dertlerimi anlattim. Doktor bana 'Nerede çalisiyorsun' diye sordu. 'Volkswagen' deyince 'Zaten baska neresi olabilir ki' diye yanit verdi. Bizim fabrikamiz bu anlamiyla meshurdur" diyen isçinin sözünü bir baskasi kesiyor "Doktor bana da sagligim için is degistirmem gerektigini söyledi." Herkes "Zor bir yaslilik geçirecegiz" düsüncesinde. Genç olmalarina karsin simdiden pek çok saglik sorunuyla bogusuyorlar. Bu yüzden isten çikanlara "Rahatsizligim yok" yazili kagit imzalatiliyormus. Daha fazla sömürü Bu ifade aslinda Türkiye'de Karl Marx'in isaret ettigi kisa sürede daha fazla deger yaratmaya karsilik gelen görece artik deger yaratma sürecini isaret ediyor. Daha fazla teknoloji, daha yogun çalisma saatleri ve daha fazla ürün, (biri sömürü mü dedi!). Evrensel'de bir isçi arkadasin su sözleri ne kadar çok seyi açikliyor: "Bu toplantiya gelirken anlayabilecek miyim, anlatabilecek miyim diye düsündüm. 8 saat çalisiyoruz ama 16 saat yorgunlugu ile eve gidiyoruz.". Sekiz saat çalisirken 16 saatlik yorulmak bu ifade ne kadar önemli, ne kadar acimasiz. Bu acimasizligin sonucu: Is Kazasi. Is kazasi derken ILO kaynaklarina göre her yil 1.2 milyon kadin ve erkek is kazalari ve meslek hastaliklari dolayisiyla hayatini kaybetmektedir. Yine ayni kaynaklara göre; her yil 250 milyon insan is kazalari 160 milyon insan ise meslek hastaliklari sonucu ortaya çikan zararlara maruz kalmaktadir. Dünya kapitalizmi içinde yer edinmeye çalisan Türk sermayelerinin hizla yol kat etme istekleri, is sürecinde çalisma süreçlerinin artmasi ya da is yogunlugunun artmasina bagli olarak is kazalari ve meslek hastaliklarinda oldukça önemli artislar oldugunu biliyoruz. Sermaye örgütleri ve devlet bu sayilari toplamakta oldukça istekli çünkü, is kazalari maliyet ve zaman kaybi anlamina geliyor.Sosyal Sigortalar Kurumu istatistiklerine göre 2005 yilinda 73 bin 923 is kazasi, 519 meslek hastaligi vakasi meydana gelmis, bunlarin bin 096'si ölümle sonuçlanmistir. Ama kapitalistlesmede hizla yol alan Türkiye'de is "kazalari" sayisinin artis içinde oldugunu söyleyebiliriz. Harb-Is sendikasinin yaptirdigi arastirmaya göre is "kazalari"nda Türkiye Avrupa'da birinci, dünyada ise üçüncü sirada. Dünyada ilk iki sirada ise Güney Kore ve Brezilya yer aliyor. Arastirmaya göre Türkiye'de her yil 300 bin is kazasi meydana geliyor. Bu kazalarin önemli bölümü SSK'ya bildirilmedigi için resmi rakamlar gerçekleri yansitmiyor. Yine de SSK'nin açikladigi istatistikler oldukça çarpici. Buna göre her gün ortalama 200 "kaza" meydana geliyor. Bu "kazalar"da her gün üç isçi ölüyor ve 10 isçi de sakat kaliyor. SSK'ya göre 2003 yilinda 811 isçi is kazalarinda yasamini yitirmis. Bu "kazalar" en çok insaat, madencilik ve metal sektöründe yasaniyor. Gelismeyi görmek için is kazalarindan ölüm ve meslek hastaliklarini veren asagidaki grafige bakmak anlamli olacaktir.. Gerçekligi daha canli anlamamizi önleyen bu verileri daha bir canli kilmak için, daha somut örnek vermemiz gerekiyor; Evrensel'in verdigi habere göre "Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi içinde kurulu olan Volkswagen'de çalisan bir isçi böyle yakiniyor. Bu yakinma hiç de abartili degil. Zira son zamanlarda isçiler artik yüzde 130'lara varan kapasite ile çalistiriliyorlar. Bu rakam bir isçinin normal çalismanin iki kati eforla çalismasi anlamina geliyor. Mesai bitiminde isçiler yorgunluktan elleri ve bacaklari titreyerek eve dönüyorlar. Isçilerin büyük kismi kadin, çünkü patronlarin onlarin küçük ellerine ihtiyaci var. Erkek isçiler onlarin performansini gösterememis.". Kayip zaman+maliyet=meslek hastaliklari, is kazalari Devlet ve sermaye gruplarini is kazalarina iliskin duyarliliklarinin altinda ise su ifade yatiyor: "2005 yilinda is kazalari ve meslek hastaliklari sonucu kaybedilen is günü sayisi ise, 1 milyon 797 bin 917'dir. Bazi kaynaklarca, endüstrilesmis ülkelerde is kazalari ve meslek hastaliklarinin toplam maliyetinin, bu ülkelerin Gayri Safi Milli Hasilalarinin % 1'i ila yüzde 3'ü oraninda degistigi belirtilmektedir. Ülkemizde ise en iyimser yaklasimla, is kazalari ve meslek hastaliklarinin toplam maliyetinin yilda 4 katrilyon TL olacagi tahmin edilebilir." Yani is kazasi sermayeler için bir maliyet anlamina geliyor. Bu yüzden "bu kosullarda ortaya çikan ölüm ve yaralanma olaylarina kaza demek mümkün degil." Bu düpedüz cinayet. Ancak bu cinayetlerin sorumlusu patronlar ölen ya da yaralanan isçileri dahi kendisi için bir "yük" olarak görüyor. Sonuç (mu!) Iste kapitalizm, iste Karl Marx'in kapitalizmi anlamak için gelistirdigi anti-kapitalist teori, iste politik hareket dilin kaynagi. Kizginligin dile geldigi bu noktada, is kazalari ve meslek hastaliklari için Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakanligi Is Sagligi Genel Müdürlügü'nü ya da TISK'in çalismalarina bakarak bu isin de "sosyal sorumluluk" ifadesi ile pazarlanacak bir sey oldugunu hatirlatabiliriz. Toplu pazarligi da sosyal diyalog olarak tanimlayan ve bunu projelendiren sendika ve özellikle pazarlamaci sendika uzmanlarina haber ola. Biliyoruz ki bunu da iyi sekilde projelendirip pazarlayabilirler. Anti-kapitalist politik dil ilk etapta buraya çalismaya geldik, ölmeye degil olmali, ikincisi kapitalist is kosullarini ortadan kaldirmak. Ne demistik: buraya çalismaya geldik, ölmeye degil. (FE/EÖ)
Yazdyrylabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
Son Dakika Haberleri |
|||||||||
|
© 2005-2007 Tüm Haklari Saklidir Altyapy: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||